Telefon
Telegram
WhatsApp
İnstagram

Bir Işığın Hikayesi

Bir Işığın Hikayesi

"Bir Işığın Hikayesi"

20 yıl önce bir yolculuğa çıktım. Adı “psikoloji eğitimi”ydi ama aslında bu, insanın kendini çözme, anlam arayışını fark etme ve başkalarının yüklerine dokunabilme yoluydu. Fakültemizin adı: Sosyal İlimler ve Psikoloji Fakültesiydi.

O dönem önümde açılan her kapıdan içeri girdim: seminerler, atölyeler, süpervizyonlar, uzun ve yorucu eğitimler…

Her biri bir taş koydu yoluma, kimi ağır, kimi parlak, ama hepsi bendim.

Hatırlıyorum, ilk eğitimler neredeyse bir servet dökmek pahasına gelmişti.
Kazandığım paranın neredeyse tamamını kendi gelişimime yatırıyordum çünkü o zamanlar, bir uzmanın yeterli hissedebilmesi için hep biraz daha eksik hissetmesi gerekiyormuş gibi bir iklim vardı.

Eğitimler pahalıydı, ama asıl maliyet; “yetersizsin” cümlesinin kalpte bıraktığı yankıydı.

Yıllar geçti…
Artık sadece öğrenen değil, öğreten; sadece arayan değil, yön gösteren bir role evrildim.
Bir kurumun duvarları arasında değil, bir fikrin, bir inancın çatısı altında çalışıyorum.
Ama ne tuhaf, yetersizliğin yerini bu defa çaresizlik aldı.
Her yıl binlerce psikoloji mezunu aynı denize bırakılıyor, ama bu denizin kıyıları dar, suyu bulanık.
Psikoloji eğitimi bir lüks haline geldi; devlette yer yok, vakıfta bedel büyük.
Ve eğer master’ınız yoksa, kapılar artık sessizce kapanıyor.

Geçtiğimiz Mart 2025'te çıkan bir yönetmelik, birçok merkezin kapısına kilit vurdu.
Her gün, “ofisimi devretmek istiyorum” diyenlerin mesajlarıyla dolup taşan bir ortamdayız.
Kalanlarınsa giderleri ağırlaştı, adil bir seans ücreti belirlemek neredeyse bir vicdan hesabına dönüştü.
Eskiden her sosyoekonomik düzeydeki aileye eşit hizmet sunmak mümkündü.
Şimdi, sistemin çizdiği sınırlar, kimin öncelikli olacağına karar veriyor.
Oysa biz, insanın eşref-i mahlûkat olduğuna inanarak başlamıştık bu yola…

İşte bu yüzden farklı bir karar aldım:
Bir gün… Bolluca, Dilkem, Pediatric Therapy ve Şirin Çocuk doğdu.
Belki sistem değişmeyecek, belki dünya hâlâ adaletsiz kalacak ama ben bulunduğum yerden bir ışık yakacağım.
Çünkü bazen bir ışık, bütün karanlığı bitirmese de, bir yolcunun yönünü değiştirmeye yeter.

Kimi gün “küçüğüm, neyi değiştirebilirsin?” diyen bir ses yankılanıyor içimde.
Ama sonra o meşhur hikâyeyi hatırlıyorum:
Bir çocuk, dalgaların kıyıya vurduğu denizyıldızlarını birer birer denize geri atıyordu.
“Ne fark eder ki?” diye sordular.
“Bu yıldız için fark etti,” dedi çocuk.

Belki ben de o çocuk gibiyim.
Belki sistemin dev dalgaları arasında sadece bir denizyıldızını kurtarabiliyorum.
Ama biliyorum ki, o denizyıldızı bir insan, bir umut, bir hayat.
Ve bu hikâyenin sonunda yalnız kalmamak dileğiyle…
Belki benim gibi yorgun ama inançlı olan meslektaşlarım da gelir; ve hep birlikte, karanlıkta parlayan o küçük yıldızların hikâyesine bir satır daha ekleriz.

“Bir Sayfa Aralığı”

Bu sayfa, susturulmuş seslerin ve sömürülmüş emeklerin arasında, adaletin ve vicdanın ince bir aralığıdır.

Yıllarca bu alanı tekelleştiren, bilgiyi bir emanet değil bir meta gibi pazarlayan;
bilgeliği değil ünvanı, insanı değil geliri büyüten koca koca isimlere karşı açıyorum bu sayfayı.

Profesörlerin, doçentlerin, akademisyenlerin bazıları
bilgiyi bir kutsal ateş gibi paylaşmak yerine, kendi etrafında duvar ördüler.
Eğitimi, ticaretle yoğurup; “gelişim”i bir faturaya, “terapiyi” bir markaya dönüştürdüler.
Bir derneği sığınak değil, şirket gibi yönetenlerin arasında;

vicdanın yerini bilançolar, umudun yerini sponsorluklar aldı.

Ben bu yüzden yazıyorum.
Bir çocuğun ilk kelimesinde, bir annenin ilk gülüşünde, bir danışanın ilk nefesinde hala kutsallık gören herkes için…
Çünkü bu meslek, bir laboratuvar değil, bir insan hikayesidir.
Ve insanın hikayesi parayla değil, kalple yazılır.

Bu sayfa; ne bir öfkenin isyanı, ne de bir yenilmişliğin çığlığıdır.
Bu sayfa, “başka bir yol mümkün” diyenlerin sessiz yeminidir.

Belki sesimiz küçük, belki gücümüz sınırlı ama artık, bilgiyi zincirleyenlerin değil, onu paylaşanların zamanı geldi.
Çünkü biz biliyoruz:
Gerçek eğitim, tabelalarda değil; bir çocuğun yeniden gülümsemesinde,
bir insanın yeniden kendine inanmasında saklıdır.

Ve işte tam o nedenle,
bu sayfa bir isyan değil,
bir hatırlayıştır:
Biz bu yola para kazanmak için değil, iyileştirmek için çıktık.
Ve ünvan değil, vicdan taşıyan herkes: "hoş gelsin."