Telefon
Telegram
WhatsApp
İnstagram

DEHB Nedir? Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna Güncel ve Bilimsel Bir Yaklaşım

  • Anasayfa
  • Haberler
  • DEHB Nedir? Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna Güncel ve Bilimsel Bir Yaklaşım

DEHB Nedir? Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna Güncel ve Bilimsel Bir Yaklaşım

DEHB nedir, neden artıyor ve ilaç tedavisi gerçekten gerekli mi? Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu üzerine güncel bilimsel tartışmalar, çevresel faktörler ve tedavi yaklaşımları bu kapsamlı analizde sizlerle paylaşıyoruz.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), son yıllarda hem görülme sıklığındaki artış hem de tedavi yaklaşımlarıyla ilgili tartışmalar nedeniyle kamuoyunun gündeminde daha fazla yer almaktadır. Özellikle ilaç tedavilerinin uzun vadeli etkileri üzerine yapılan yeni çalışmalar, bu alandaki yerleşik bazı kabullerin yeniden değerlendirilmesine yol açmaktadır.

Bu yazıda DEHB’nin ne olduğu, nasıl ortaya çıktığı, çevresel faktörlerin rolü ve ilaç tedavisine ilişkin güncel bilimsel tartışmalar ele alınmaktadır.

DEHB Nedir?

DEHB, dikkat ve öz denetim sistemlerinin gelişimindeki düzensizlikle ilişkili bir nörogelişimsel durumdur. Temel belirtileri şunlardır:

  • Odaklanmakta güçlük

  • Dikkatin kolay dağılması

  • Bir işi baştan sona tamamlayamama

  • Aşırı hareketlilik

  • Sabırsızlık

  • Dürtüsellik

Ancak tanı yalnızca bu davranışların varlığına dayanmaz. Asıl belirleyici olan, bu belirtilerin kişinin yaşamında işlevsel bozulmaya yol açmasıdır. Yani çocuk ya da yetişkin, yaşıtlarının yerine getirebildiği akademik, sosyal ya da duygusal görevleri yerine getirmekte belirgin zorluk yaşıyorsa DEHB’den söz edilir.

Bu nedenle DEHB yalnızca “yerinde duramayan çocuk” meselesi değildir. Sosyal ilişkilerden akademik başarıya, özgüven gelişiminden riskli davranışlara kadar geniş bir etki alanı vardır.

“Dikkat Eksikliği” Gerçekten Bir Eksiklik mi?

“Eksiklik” kelimesi yanıltıcı olabilir. İngilizce “attention deficit” ifadesindeki “deficit”, kalıcı bir yoksunluktan çok bir açığı ifade eder.

Bu durum, B vitamini eksikliği gibi sabit bir eksiklik değildir. Daha çok şu anlama gelir:

Çevresel talepler, bireyin mevcut dikkat kapasitesinin üzerine çıktığında dikkat “yetmezliği” ortaya çıkar.

Bu nedenle bazı çocuklar ilgi duydukları konularda saatlerce odaklanabilirken sınıf ortamında zorlanabilir. Okul, yoğun dikkat, öz denetim ve sosyal düzen gerektiren bir ortamdır. Bu ortam, dikkat sisteminin sınırlarını daha görünür hale getirir.

Yüksek Kapasiteli Çocuklarda DEHB

Zekâ düzeyi yüksek bireylerde DEHB farklı biçimde ortaya çıkabilir. Bu çocuklar belirtileri telafi etmek için yoğun çaba gösterirler. Ancak bu telafi süreci:

  • Aşırı zihinsel yorgunluk

  • Kaygı

  • Depresif belirtiler

  • Sosyal uyum sorunları

şeklinde geri dönebilir.

Özellikle kız çocuklarında belirtilerin daha “maskelenmiş” biçimde görüldüğü bilinmektedir. Bu nedenle DEHB uzun süre fark edilmeyebilir.

DEHB Neden Artıyor?

Son yıllarda DEHB tanılarında artış gözlenmektedir. Bunun nedenleri arasında:

  • Farkındalığın artması

  • Tanı ve tedavi olanaklarının gelişmesi

  • Eğitim sistemindeki değişiklikler

  • Okula başlama yaşının düşmesi

  • Kalabalık sınıflar

  • Modern yaşamın hızlanması

  • Bekleme ve sabretme kültürünün zayıflaması

gibi faktörler yer alır.

Örneğin okula daha erken başlayan çocuklarda DEHB belirtilerinin daha sık görüldüğünü gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Bu durum, gelişimsel olarak hazır olunmayan bir yükün taşınmasının sonuçlarını ortaya koymaktadır.

İlaç Tedavisi: Yanlış mı Yaklaşıldı?

Yakın zamanda yayımlanan uzun dönemli araştırmalar, DEHB tedavisinde ilaçların ilk yıllarda belirgin fayda sağladığını; ancak bu etkinin zaman içinde azaldığını göstermektedir.

Bu bulgu şu anlama gelmez:

  • İlaçlar işe yaramaz.

  • Herkes ömür boyu ilaç kullanmak zorundadır.

Aksine şu sonuçlar öne çıkmaktadır:

  1. İlk yıllarda sağlanan kazanımlar kritik öneme sahiptir.

  2. İlaç tedavisi düzenli izlenmeli ve otomatik biçimde sürdürülmemelidir.

  3. Birçok birey ilerleyen yıllarda ilaçsız yaşamını sürdürebilir.

  4. Bazı kişilerde ise belirtiler dalgalı seyir gösterebilir ve dönemsel tedavi gerekebilir.

Araştırmalar ayrıca tek başına ilaç tedavisinin yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. En etkili yaklaşım:

  • Psikoeğitim

  • Aile desteği

  • Okul düzenlemeleri

  • Davranışsal müdahaleler

  • Gerekirse psikoterapi

ile birlikte yürütülen bütüncül tedavidir.

Bilimsel Tartışmalar Neden Önemlidir?

Bilimde farklı araştırmaların farklı sonuçlara ulaşması bir zayıflık değil, sağlıklı bir süreçtir. Önemli olan verilerin karşılaştırılması ve hangi koşullarda hangi sonuçların ortaya çıktığının anlaşılmasıdır.

“Her hastalıkta aynı tedavi” anlayışı DEHB için geçerli değildir. Tıbbın temel ilkesi burada da geçerlidir:

Hastalık yoktur, hasta vardır.

Kültür ve Öz Denetim

DEHB’nin merkezinde yer alan becerilerden biri kendini tutma ve erteleyebilme kapasitesidir. Bu kapasite kültürden ve erken çocukluk eğitiminden etkilenir.

Örneğin bazı kültürlerde bekleme ve sabretme davranışı erken yaşta öğretilir. Bu tür alışkanlıklar otomatikleştiğinde öz denetim daha az çaba gerektirir. Otomatikleşmemiş davranışlar ise daha fazla zihinsel enerji ister ve DEHB belirtilerini belirginleştirebilir.

Bu nedenle yalnızca bireyi değil, içinde yaşadığı sosyal ortamı da değerlendirmek gerekir.

Eğitim Sistemini Nasıl Tasarlamalıyız?

Eğer eğitim ortamları:

  • Daha küçük sınıflar

  • Daha yapılandırılmış öğretim

  • Daha fazla hareket ve mola imkânı

  • Daha destekleyici sosyal ortamlar

şeklinde düzenlenirse, bu yalnızca DEHB’li çocuklara değil tüm çocuklara fayda sağlar.

Bu durum, şehirlerin engelli bireylere göre düzenlenmesinin herkese yarar sağlamasına benzetilebilir.

Bolluca Ailesi Diyor ki

DEHB tek boyutlu bir “hastalık” değildir; biyolojik, psikolojik, sosyal ve kültürel etkenlerin iç içe geçtiği bir durumdur.

Güncel bilimsel veriler şunları göstermektedir:

  • İlaç tedavisi etkilidir ancak tek başına yeterli değildir.

  • Uzun vadede bireyselleştirilmiş yaklaşım gereklidir.

  • Çevresel düzenlemeler kritik öneme sahiptir.

  • Erken çocukluk alışkanlıkları ve kültürel faktörler belirleyicidir.

  • Tanı koyarken işlevsel bozulma esas alınmalıdır.

Asıl sorulması gereken soru şudur:

Çocuklarımızın ve gençlerimizin dikkat, öz denetim ve odaklanma becerilerini zorlaştıran toplumsal koşullar nelerdir?

DEHB’de artış yalnızca bireysel bir sorun değil, aynı zamanda çağın ruhuna dair bir göstergedir. Bu nedenle çözüm de yalnızca bireysel değil, toplumsal düzeyde düşünülmelidir.