Telefon
Telegram
WhatsApp
İnstagram

Doğdum da Ne Oldu

Doğdum da Ne Oldu

Psikolog Eyüp Tunahan’ın “Doğdum da Ne Oldu?” başlıklı yazısı, bireyin varoluşsal sorgulamalarını merkeze alan, insanın yaşam içindeki anlam arayışını ele almaktadır. Metin, bireyin yalnızca biyolojik olarak dünyaya gelmesinin ötesinde, yaşamına değer katma, anlam üretme ve kendini gerçekleştirme sorumluluğunu vurgulamaktadır.

Öyküde, insanın doğum ile başlayan sürecinin, toplumsal roller, beklentiler ve kişisel deneyimler çerçevesinde şekillendiği ifade edilirken; bireyin kendi varlığını sorgulaması, kimlik oluşturma süreci ve yaşam amacını belirleme çabası ön plana çıkarılmaktadır. Bu bağlamda metin, okuyucuya yalnızca yaşamanın yeterli olmadığı, aynı zamanda bilinçli bir yaşam sürmenin gerekliliği mesajını iletmektedir.

“Doğdum da Ne Oldu?” adlı öykü; psikolojik, felsefi ve toplumsal boyutları bir araya getirerek bireyin kendini tanıma ve anlamlandırma sürecine ışık tutan, düşündürücü ve derinlikli bir anlatı niteliği taşımaktadır.

“Doğdum da Ne Oldu?”

Şöyle anlatayım:
Antalyalıyım amma;
Alibeyköy, Eyüp, Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa, Habipler, Arnavutköy, Esenler, Ankara, Bakü.... Yeniden İstanbul derken bir ömür; vaveyla ve va esefa ile geçti.

Biraz Türk tarihi, biraz Divan edebiyatı, biraz şiir, biraz felsefe; çoğunlukla çocuk psikolojisi ve eğitimi ile yıllar birbirini kovaladı.

Sonra mı?
Biraz Arapça, biraz Kürtçe, biraz Rusça, biraz Almanca, biraz Farsça ve çoğunlukla Türkçe ile haşır neşir oldum.

İnsanlarla münasebetim mi?
Pek çoğunlukla hangi yolda olursam olayım, selam vermeden geçtiğim olmadı. Yollar hep insanlarla doldu. Kimileri fikrimi, zikrimi anladı; çoğunluğu bunlar üzerinde düşünemeden satırdan düştü.

Hatırdan düşenleri soruyorsun?
Benim hatırımdan ise düşen hiç olmadı.

Çocuklarla olan münasebetim mi?
Henüz daha çocukken başladı. Derler ki o, 17 yaşına kadar pek konuşmadı. Öyle değil efendim. Bu aciz kişi; çocukları tanımayı öğrenmek için talim etti. Çocukların dünyasına bir anlam kazandırmak tek heyecanım oldu.

Siyasetim mi?
Bu dünyaya gelen yolcu, görüp de dünyaya gönül verdin mi?

Öyleyse bu gözler; elektriğin düzenli kesildiği, suyun tanker vasıtasıyla bidonlarla taşındığı, ekmeğin suyun buharıyla ısıtıldığı, doktorların bıçak parası ile ameliyat ettiği, İstanbul’un mahallelerinin çöp kokusunun sardığı, kara kömürün İstanbul’un semalarına kara bulut gibi çöktüğü, sınıfların 70 kişi olduğu, uyuşturucunun okul önlerinde satıldığı, öğretmenlerin gardiyan bekçisi olduğu, bir karton sigaraya ders geçiren ve kendi evinin faturalarını müdüre ödeten insanlara ve dönemlere şahit oldu.

Bu gözler; cumaya gittiği için “takunyacı” lakabını alan, elinde Kur’an var diye tahdit gören insanlara şahit oldu. Babacığım, anacığım bu fakr u zarureti hissettirmedi; lakin derunumda hep hissettim.

Öyle ki siyasetim; fikrimi beyan ettiğim için ilk şamarı yediğim gün başladı, saçıma eski tip berber makası ile tren yolu açıldığı gün başladı, bir insanı oradan oraya uçurduğu için alkışlanan insana mantıklı soru sorduğum gün başladı, ayıya “dayı” demediğim gün benim siyasetim başladı.

Aslında sonraları bu benim için ömür boyu süren bir oyun oldu. Kim demiş sadece çocuklarla oynuyorum? Yetişkin çocuklarla da oynadığım pek doğrudur.

Öyleyse:

“Yaşamak, yavaş yavaş doğmaktır.”

Yolda karşılaştığım tüm yolculara minnettarım.